Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi

Ağız boşluğu içinde yer alan yumuşak doku (yanak, damak, dil, dudak gibi) ve sert dokuları (dişler, kemikler) ilgilendiren her türlü rahatsızlığın teşhisini ve cerrahisini lokal anestezi, genel anestezi veya sedasyon anestezisi altında ameliyathane ortamında operasyonlar yaparak gerçekleştiren bir bölümdür.

Yirmi yaş dişleri diş dizisinin en arkasında yer alan, üçüncü büyük azı dişleridir. Genellikle yirmili yaşlarda süren bu dişler çoğu zaman çenedeki yer darlığı, sürme pozisyonundaki sapma veya ilgili bölgedeki kemik yoğunluğu gibi sebeplerle kısmen çıkmakta (sürmekte) veya çene kemiği içinde gömülü durumda kalmaktadır.

HAYIR, ağızda tamamen sürmüş durumdaki 20 yaş dişleri, rahatça temizlenebilir durumdaysa ve üzerlerinde herhangi bir derin çürük oluşumu yoksa çekilmelerine de gerek yoktur. Ancak diş ipi ve fırçasıyla rahatça temizlenemeyen, üzerlerinde tedavi edilemeyecek durumda çürüğü olan ve yanağa ya da dile doğru sürüp kişinin istemsiz olarak yanağını, dilini ısırmasına yol açan 20 yaş dişlerinin çekilmeleri gerekmektedir.

HAYIR, ancak kısmen sürmüş olan 20 yaş dişleri rahatça temizlenemedikleri için kolayca çürüyebilmekte, ağızda kötü kokuya sebep olmaktadır. Tamamen kemik içinde kalıp süremeyen 20 yaş dişleri ise hemen yanlarında bulunan ikinci büyük azı dişinin köklerine yaslanarak o dişe zamanla zarar verebilmekte veya kimi zaman etraflarında kist oluşturabilmektedirler.

Bu tip enfekte olup ağrıya ve apseye yol açmaları halinde hemen çekilmeleri gerekirken, herhangi bir sıkıntıya sebep olmuyorsa doktorunuz tarafından kontrol altında tutulmalı ve gerek görülürse çekilmelidirler.

HAYIR, 20 dişleri olmayan kişilerde de çapraşıklık görülmektedir. Çünkü tüm dişlerimizin öne doğru hareket etme eğilimi vardır. Kesici dişler arasındaki temas bozukluklarında çapraşıklık söz konusu olur. Bunu düzeltmek için tedavi planlanmış ve tüm dişlerin geriye hareket ettirilmesi söz konusuysa 20 yaş dişleri çekilmelidir.

Çekim yapılan bölge üzerine yerleştirilen tampon kanamayı durdurmak içindir. Dolayısıyla yarım saat süreyle tamponun ısırılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra 24 saat süreyle çok sıcak yiyecekleri, alkol-sigara ve asitli içeceklerin kullanılmamasına özen gösterilmelidir. Çekim sonrasındaki gece yüksekçe bir yastıkla yatılmalı ve kesinlikle ağrı kesici olarak aspirin ve benzeri ilaçlar kullanılmamalı, doktorun önerdiği ilaçlar kullanılmalıdır. Eğer cerrahi bir çekim veya zor bir çekim yapıldıysa, çekim yapılan bölgeye dışarıdan aralıklı olarak buz uygulanmalıdır. Buz doğrudan cilde uygulanmamalıdır.

Diş çekimi sonrasında yüksek ateş, durmayan kanama, kötü koku ve ağrılı kızarıklık ile şişkinlik şikâyetiniz varsa, diş çekiminden 4-5 gün geçmesine rağmen tükürükle karışan kan, şişlik ve ağız açmada zorlanma gibi şikâyetler halen devam ediyorsa, derhal doktorunuza başvurun.

HAYIR, vücuttaki birçok rahatsızlığın başlangıç bulgularının ilk görüldüğü yerlerden biri ağız içidir. Dolayısıyla bu tip oluşumların takibi yapılmalı ve eğer ciddi bir rahatsızlık bulgusu varsa, gecikmeden tedavisine başlanmalıdır.

HAYIR, dişlerin kök uçlarında oluşan kistler eğer başlangıç aşamasındaysalar diş çekimine gerek kalmadan tedavileri yapılabilmektedir. Bunun için bu tip dişlere öncelikle kanal tedavisi uygulanmakta, daha sonra da lokal anestezi altında kök ucuna yapılan cerrahi müdahaleyle problem ortadan kaldırılarak dişin uzun süre ağızda kalması sağlanmaktadır.

Çene cerrahisinin ortak çalıştığı anabilim dallarından biri de ortodonti (eğri dişlerin düzeltilmesi)’dir. Gömülü kalmış, yani sürememiş dişlere cerrahi olarak müdahale yapılıp bir telle bağlanarak, olması gereken yere zaman içinde sürdürülmektedir.

Üst çenedeki azı dişlerinin kökleri sinüs denilen boşluğa çok yakın ve bu boşluğun içinden yer alıyor olabilirler. Çekim sonrasında sinüs ağız ortamına açılabilir. Bu hem koku yapabilir hem de iyileşmeyen bir yaraya sebep olabilir. Bu boşluğun kapatılması ve diş çekim yerinin iyileştirilmesi için derhal bir çene cerrahisi uzmanına başvurulması gerekir.

EVET, implant yapılırken en önemli kriter implantın kemikle kaynaşmasını engelleyecek sistemik bir rahatsızlığın bulunmaması ve implant yapılacak bölgede yeterli kemik desteğinin olmasıdır. Ancak sistemik yönden diyabet (şeker hastalığı) gibi iyileşmeyi engelleyecek bir hastalık, eğer ilaçlarla kontrol altında tutuluyorsa, implant uygulanması bir engel oluşturmamaktadır.

Her hastada olmasa da bazı hastalarda protez öncesi cerrahi bir müdahale yapmak gerekli olabilir. Özellikle uzun zaman önce dişlerini kaybetmiş veya bire yaştaki hastalarda, ağızda protezin oturacağı kemik alan olmayabilir. Kimi zaman da eski protez ağızda vuruklara ya da birtakım doku düzensizliklerine sebep olabilir. Dolayısıyla bunlar düzeltilmeden sağlıklı bir ölçü alıp, uygun bir protez yapmak mümkün olmayacaktır.

Eğer herhangi bir beyinsel hasar yoksa hasta ağız, çene ve yüz kemiklerinde kırık şüphesiyle bir çene cerrahisi uzmanına yönlendirilmelidir. Gerekli radyolojik tetkikleri yapılmalı ve eğer çenelerde de kırık varsa zaman geçirilmeden radyolojik tedavisine başlanmalıdır.

Diş kaynaklı apseler ağız içinde ya da ağız dışında, içi iltihap dolu şişlikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu iltihaplı şişliklerin derhal cerrahi olarak açılıp, içindeki iltihabın boşaltılması gerekmektedir. Hastanın sıklıkla sadece antibiyotik kullanarak kendi kendilerini tedavi etmeye çalışmaları, apse direne edilmediği için tedaviyi güçleştirmektedir.

Ağız cerrahisi ameliyathane koşullarında ve steril bir ortamda bu konuda uzman olan kişiler tarafından yapılmaktadır. Çoğunlukla lokal anestezinin, yani ilgili bölgenin iğne yapılarak uyuşturulmasıyla gerçekleştirilen ağız içi cerrahi müdahaleler, kimi zaman da hastalara genel anestezi (narkoz) veya sedasyon yöntemiyle yapılabilmektedir.

Genel anestezi, hastaya damar içi ilaçlar ve bayıltıcı gaz verilerek narkoz halinin sağlandığı anestezi tipidir. Çoğunlukla korku ve endişeli hastalarda, mental retarde (zihinsel engelli) kişilerde ve lokal anestezinin yeterli olmadığı vakalarda tercih edilmektedir. Sedasyon ise hastaya sadece damar içi ilaçlar verilere uyur halin sağlandığı anestezidir. Sedasyonun uyuşturucu etkisi yoktur; dolayısıyla cerrahi yapılacak bölgenin uyuşması için hastalara ayrıca lokal anestezi de yapılmaktadır.


Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi

Tanı ve Tedavi Planlama Kliniği: teşhis ve tedavi planlamasının yapıldığı, hastalarımızı ilk olarak karşıladığımız kliniktir.

Fakültemize gelen hastalarımız şikâyetleri doğrultusunda tedavilerine başlamadan önce uzman diş hekimleri tarafından muayene edilirler. Eğer gerek görülürse radyografileri alınmak üzere radyoloji kliniğine yönlendirilirler.

Bu muayenede hastanın öncelikle sistemik hastalıklarının olup olmadığı, tıbbi öyküsünün ne olduğu ve geçirdiği rahatsızlıklar öğrenilir. Bu konu hastalarımız için çok önemlidir; sistemik hastalığı olan hastalarımızın tedavileri sırasında herhangi bir sağlık problemiyle karşılaşmamaları için ciddiye alınması gereken bir durumdur.

Tedavileri sırasında yapılacak uygulamalar ve kullanılacak ilaçların seçimi, hastalarımızın sağlığına uygun olarak bu muayenede alınan bilgiler doğrultusunda düzenlenir.

Hastalarımıza tedavi planının, çeşitliliği ile avantaj ve dezavantajları iyice anlatılır.

İyi bir muayene ve tedavi planı yapılmadan başlanan tedavilerin her zaman başarısızlıkla sonuçlanacağı ve uzun ömürlü olmayacağı unutulmamalıdır. Bu aynı zamanda sağlık ve zaman kaybına, ekonomik kayıplara sebep olacaktır.

Fakültemizde teşhis için gerekli en ileri teknoloji kullanılarak hastalarımızın radyografik değerlendirmeleri ve ağız içi muayeneleri yapılmaktadır. Bu değerlendirmeler sonucu hastalarımızın tedavi planları oluşturulur.

Panoramik Film: üst ve alt diş kavisleri ile komşu doku ve oluşumların tek bir film üzerinde görüntülendiği film çekim tekniğidir.

Tedavi planlamasında, verdiği genel görünüm ve detaylarla hekime bilgi sağlar. Sinusların incelenmesi için de kullanılır.

Periapikal Film: ağız içinden çekilen ilgili dişlerin birebir boyutta en yakın görüntüsünü veren küçük film çeşididir. İlgili diş grubu ve çene kemiğinin detay görüntüsünü verir.

Bite-Wing Filmi (Isırtma Radyografisi): Özellikle dişlerin komşu dişler ile aralarında oluşmuş çürüklerin tespiti için kullanılır.

El Bilek Radyografisi: Ortodontik tedavi planlamasında çocuk hastaların kemik yaşını tespit etmek için kullanılır.

Sefalometrik Film: Özellikle ortodontik tedavi planlamasında kullanılır, alt ve üst çeneler ile dişlerin kafa tabanı ve diğer oluşumlarla ilişkisini gösterir.

TME Filmi: Temporomandibular eklem (alt çene eklemi) hareketlerinin ve buna bağlı sorunların tespiti için kullanılır.

Oklüzal Film: dişlerin yatay yöndeki pozisyonlarının tespiti, çene kemiği suturlarının incelenmesi veya tükürük bezi ve kanallarının incelenmesi için kullanılır.

Dental Volumetrik Tomografi: Çene tümörleri, implant planlama, gömülü dişler, hava yolu ölçümü (uyku apnesi) için kullanılır. 2 boyutlu ve kesitsel olarak çene yüz bölgesinin analizini sağlar.

Radyoloji kliniğimizde hastalarımıza Uluslararası Radyasyondan Korunma Cemiyeti ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu standartlarına uygun korunma yöntemleri uygulanır.

Tüm radyografi cihazlarımız bu kurumlardan ruhsatlandırılmıştır ve rutin kontroller yapılmaktadır.

Muayene sırasında;

  • Sorulan sorular doğru bir şekilde yanıtlanmalıdır.
  • Unutulmamalıdır ki, eksik verilen bilgiler hastanın sağlığını ve tedavisini zora sokacaktır.

Radyoloji kliniğinde;

  • Film çekimi öncesi baş ve boyun bölgesindeki tüm metal takılar (gözlük, işitme cihazı, toka, küpe, kolye, hızma, piercing gibi) çıkarılır.
  • Varsa ağızda takıp çıkartılabilen (hareketli) tüm protezler çıkartılır.

Diş hekimliğinde kullanılan radyografi cihazlarının yaydığı radyasyon miktarı çok düşük olup insan sağlığını tehdit edecek seviyede olmamasına karşın, özellikle hamileler veya hamilelik şüphesi olanlardan, acil tıbbi endikasyon ve doktor talebi dışında radyografi alınmaz.

Bir panoramik radyografi çekimi sırasında alacağınız radyasyon miktarı 4 saat bilgisayar karşısında oturmak, güneşli bir günde dışarıda dolaşmakla alacağınız miktara eşittir.

Bazı radyografileri almak için giyilmesi gereken kurşun yelek diğer organ ve dokuların gereksiz X-Ray almasını engeller. Bu önlem, genel bir radyoloji kuralıdır.

Gebelikte hormon seviyeleri belirgin bir şekilde artmaktadır. Progesteron seviyesi mensturasyon siklusundaki seviyesinden 10 kat; östrojen seviyesi ise 30 kat daha yüksek seviyelerde seyretmektedir. Gebelikte gözlenen hormon seviyelerindeki bu değişime bağlı olarak diş eti problemlerinin oluşma riski de artmaktadır.

Bu dönemde ağzı hijyen eksikliğine bağlı olarak meydana gelen plan birikiminin ve buna bağlı gelişen diş eti iltihabının (gingivitislerin) gebelerde, gebe olmayan bireylere göre daha şiddetli seyrettiği görülmektedir. Yapılan çalışmalarda gebelikte diş eti iltihabı görülme sıklığının %50 ile %100 arasında değiştiği bildirilmiştir. Bu dönemde diş etlerinde fırçalama esnasında veya kendiliğinden kanama, renk değişikliği yani kızarıklık, şişlik, yumuşama ve hatta gebelik epulisi olarak adlandırılan lokal diş eti büyümeleri meydana gelebilmektedir.

Bilindiği gibi, etkili ve yeterli plak kontrolü tüm bireyler için büyük önem taşımaktadır. Ancak gebelikte bu konuda çok daha dikkatli olunmalı ve ağız hijyeni işlemlerine ve maksimum plak kontrolüne özen gösterilmelidir. Doğru, etkili ve yeterli diş fırçalamanın yanı sıra diş ipi ve ara yüz fırçası kullanılarak sadece görülen yüzeylerin değil ara yüzlerde biriken plağın da uzaklaştırılması gerekmektedir. Ayrıca gebelik öncesinde periodontal değerlendirme ve tam ağız içi muayene yapılmalı ve belirlenen çürük, diş eti hastalığı mevcut ise kesinlikle tedavi edilmelidir.

Gebelikte meydana gelen diş eti iltihabı, başlangıç periodontal tedavisi denilen ağız hijyeni eğitimi, diş taşı temizliği ve profesyonel cila işlemlerinin uygulanmasıyla birlikte kontrol altına alınabilmektedir. Bu söz konusu işlemler başlangıç halindeki diş eti iltihabının tedavisinde yeterli olacaktır. Ancak gecelik epulisi dediğimiz lokalize diş eti büyümesi varsa ve bu hastanın çiğneme veya yemek yeme fonksiyonlarını engelliyorsa cerrahi olarak uzaklaştırılması gerekmektedir. Bu işlemler hastanın ağrı duymaması için lokal anestezi uygulaması ile yapılır. Gebelikte de lokal anestezik maddeler güvenle kullanılabilmektedir. Ayrıca hastalara cerrahi işlemler sonrasında veya mevcut problemin tedavisine destek olmak amacıyla penisilin, sefalosporin ve eritromisin türevi antibiyotikler; parasetamol türevi ağrı kesiciler güvenle reçete edilebilir. Gebelikte tetrasiklin, siprofloksasin ve aminoglikozidler hem bebeğin dişlerinde hem de diğer organlarında harabiyete neden olabileceğinden kesinlikle tercih edilmez.

Tedavi edilmeyen periodontal hastalıkların gebe bireylerde ciddi bir erken doğum riski oluşturduğu (37 haftadan önce doğumun gerçekleşebileceği) ve düşük doğum ağırlığında bebeklerin (2.5 kg’den az) dünyaya gelebilme riskinin bulunduğu ortaya konmuştur. Periodontal hastalığa sahip gebelerde periodontal açıdan sağlıklı bireylere nazaran düşün doğum ağırlıklı bebeklerin dünyaya gelme riski 7.5 kat daha fazladır. Yine periodontal açıdan sağlıklı bireylere nazaran periodontitisli hamilelerde 5 kat daha fazla 35 haftadan önce ve 7 kat daha fazla 32 haftadan önce erken doğum riski olduğu bildirilmiştir.

Diş çürüklerinin tedavisi (dolgu uygulanması) şeklindeki kısa süreli dental uygulamalar gebeliğin her döneminde yapılabilir. Ancak daha uzun süreli işlemler (operasyon, diş çekimi) 14. haftadan sonra yapılmalıdır. Çünkü ilk trimesterde (gebeliğin ilk 3 ayı) bebeğin organlarının gelişimi söz konusudur. Son trimesterde (gebeliğin son 3 ayı) ise vena cava kompresyonu sendromuna bağlı olarak ana damarlar üzerine baskı olması sonucu hastada senkop gelişerek erken doğum gerçekleşebilir, çünkü bu dönemde uterus dış uyarılara karşı oldukça hassastır. Bu nedenle uzun süreli tüm dental işlemler 2. trimesterde (3-6. aylar arasında) daha güvenle uygulanabilmektedir.

Evet. Diğer tüm bireylerde olduğu gibi diş çekimi de hamilelikte güvenle yapılabilir. Diş çekimi dolguya göre daha invaziv bir işlem olduğundan genellikle 2. trimesterde yapılması önerilmektedir.

Gebelikte de normal bireylerde olduğu gibi radyografi alınabilmektedir. Ancak, klinik pratikte zorunlu olmadıkça radyografi alınması tercih edilmemektedir.

Pre-kanseröz (kansere dönüşme potansiyeli olan) lezyonların erken tespit edilebilmesi ve mevcut lezyonların kontrol altında takip edilebilmesi; ilgili ağız içi lezyonundan alınan doku örneğinin incelenmesi ile mümkün olabilmektedir.

Dişlerimizin sağlığı kadar, onları kuşatan ağzımızın iç yapısının da (damak, yanaklar, dil tabanı, dil kökü gibi) önemli olduğunu unutmamamız gerekiyor. Sadece diş ve diş eti hastalıklarında değil, pek çok sistemik hastalık ve deri hastalığının ilk belirtilerinin ağız içinde oluştuğunu düşünürsek, ağız içi bakımının da kuşkusuz çok önemli olduğunu anlayacağız. Ağız içinde çıkan, kişiye huzursuzluk veren rahatsızlıklar ağız içi yarasına ya da bir ağız kanserine işaret edebilir.

Ağız kanserleri bütün kanser türleri arasında 6. Sırada görülmektedir. Kanserli olgularda hastalar genellikle durumun farkında değildirler. Önemsenmeyen bu durum zaman ilerledikçe tedavisi zor bir süreci de beraberinde getirmektedir.

Düzenli diş kontrolleri, pre-kanseröz lezyonların erkenden tespit edilerek gerekli tedavi planının sağlanması ve hastalar açısından sıkıntılı bir sürecin yaşanmaması açısından hayati önem taşımaktadır.

14 gün içinde kendi kendine iyileşmeyen ağız içi yaraları için mutlaka diş hekimine başvurmak gerekir. Şüpheli bir bulgu söz konusu olduğunda gerekli tedbirler alınarak, biyopsi alınmalıdır ve histopatolojik olarak incelenmelidir. Eğer, kanser varsa hastalığın boyutunu belirlemek ve kemikleri etkileyip etkilemediğini saptamak için radyolojik değerlendirme dental volümetrik tomografi ile yapılır.

Ağrısız ve lokal anesteziye gerek olmadan alınan doku örneği, beş iş gününde değerlendirilir ve hastanın takibindeki gerekli tedavi protokolü hazırlanır.

Zararsız görünen kırmızı ve beyaz noktalar, OralCDx® Fırça Biyopsisi ile test edilmelidir.

Doku örneği OralCDx® fırçası yardımıyla toplanır. Fırça, bölgede küçük bir kanama gözlenene dek dokunun üzerinde döndürülerek uygulanır.

Ağız içinde oluşan yaralar; ağız hijyeninin kötü olması, diş, dolgu, ve protezlerin tahrişleri, demir eksikliği, b12 vitamini eksikliği, güneşe fazla maruz kalma ve bazı ağız hastalıkları neden olmaktadır. Bu nedenle, ağız kanserlerinde erken tanının önemi büyüktür.

Günümüzde rutin ağız ve diş sağlığımız için diş hekimine gidildiğinde sadece diş ve diş etlerinin değil, aynı zamanda ağız içinin (damak, dil, yanak, ve dudak bölgeleri olarak) bir bütün olarak ele alınması, incelenmesi, kuşkuya neden olabilecek bir bulgu görüldüğünde gerekli müdahale ve yönlendirmelerin yapılması öncelik kazanmıştır.

Kapsamlı yapılacak rutin diş muayeneleriyle hedef; kansere dönüşme riski taşıyan ağız içi yaraların erken tedavi edilerek, zor bir sürecin yaşanmasının engellenmesi olmalıdır.

Diş hekiminizi seçerken konusunda uzman, diş sağlığınız kadar ağız içi kontrollerinizi de yapan bir hekim tercih etmeniz son derece önemlidir.

  • Radyoterapi ve/veya Kemoterapi öncesi, sırasında ve sonrasında
  • Fokal enfeksiyon riski olan hasta grupları
  • Organ transplantasyonu öncesi, sırasında ve sonrasında
  • Kronik ürtiker, üveit gibi kronik iltihabi hastalarda
  • Açık kalp ameliyatı ve/veya by-pass öncesi, sırasında ve sonrasında
  • Nedeni belli olmayan yüksek ateş/sedimantasyon
  • Gebelik öncesi ve sırasında

Muayene ile hastanın değerlendirilmesi sonucunda gerekli testler ve hastaya özgü uygulanması gereken yöntemler:

  • Hastanın var olan çürük yaygınlık şiddetinin saptanması
  • Radyografi ile tüm ağzın değerlendirilmesi
  • Çürük risk profilinin belirlenmesi
  • Tükürükte S.Mutans ve Laktobasil sayımı
  • Tükürükte Kandida incelenmesi
  • Tükürük akış hız ve tamponlama kapasitesinin saptanması
  • Kombine koruyucu programın oluşturulması
  • Sitopatolojik inceleme
  • Ağız hastalıkları yönünden değerlendirilmesi/tedavisi

Çocuk Diş Hekimliği

0-15 yaş grubu çocuklar pedodontinin çalışma alanı içerisine girer.

Dişsiz dönem, süt dişlerinin sürmeye başladığı dönem, süt dişlerinin ağızda tamamlandığı dönem, sürekli dişlerin sürmeye başladığı karışık dişlenme dönemi ve sürekli dişlerin tamamlandığı dönem olmak üzere uzun bir süreci kapsamaktadır.

Dişler yaklaşık 6 aydan itibaren sürmeye başlar.

Yaklaşık 3 yaşının sonuna ağzımızda toplam 20 tane süt dişi bulunur. 

Ülkemizde çocuklarda diş çürüğü oluşma sıklığının %80-90 arasında olduğu bilinmektedir.

Yanlış beslenme ve ağız hijyenine dikkat edilmemesi en önemli nedenleri arasındadır.

(Detaylı bilgi için lütfen Dişhekiminize başvurunuz)

Yanlış beslenme alışkanlıklarına bağlıdır. Gece sütü verilmesi, yalancı emziğin reçel, bal gibi bir takım tatlı gıdalara batırılarak verilmesi ve diş fırçalanmasına özen gösterilmemesi nedenler arasındadır.

Erken yaşlarda çürük başlamasının nedeni dişlerin bu yaşlarda karbonhidratlarla uzun süre temasına bağlı olabilmektedir.

Uzun dönem süt veya mamanın biberonla özellikle geceleri uyku sırasında alınması sonucu oluşur.
İlk dişler sürerken karbonhidrattan (serbest şeker) zengin sıvılar ile beslenme iki yaşından önce dişlerin şiddetli bir şekilde çürümesine yol açabilir.

Diş çürüğü anneden çocuğa kolayca bulaşabilen bir enfeksiyon hastalığıdır.

Çocuklar doğduğu zaman çürük yapıcı mikroorganizmalardan steril doğarlar.

Annenin geleneksel ancak yanlış alışkanlıkları nedeni ile bu mikroplar çocuğa kolayca nakledilebilmektedir.

Örneğin, annenin mamayı ağzına alarak soğutup çocuğa vermesi, biberonun sıcaklığını ağzına alarak kontrol etmesi kendi ağzındaki çürük yapıcı mikroorganizmaların bebeğe geçmesine neden olur.

Bu mikroorganizmalar sert diş yüzeyi üzerine tutunabildiklerinden ilk dişlerin sürmesi ile birlikte inanılmaz boyutlarda çoğalarak çürük yapıcı nedenlerden birini oluştururlar.  

Aileler çocukların beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeli, çürük yapıcı, serbest şeker içeren yiyeceklerden çocuklarını uzak tutmalıdır.

Onun yerine daha besleyici ancak çürük yapıcı olmayan yiyecekler tercih edilmelidir.

Örneğin, gofret, şeker, çikolata gibi besinler yerine havuç, elma gibi meyveler, lifli sebzeler, kuruyemişler verilebilir.

Şekerli sakız yerine doğal tatlandırıcılı, ksilitollü sakızlar tercih edilebilir.

En önemlisi, diş fırçalama alışkanlığının daha erken yaşlarda edindirilmesidir.

Dişlerin ilk sürdüğü dönemden itibaren önce aile tarafından uygulanması, sonra da çocuğun kendisinin uygulamasının sağlanması gerekir.

Arka dişler, özellikle azı dişlerinin çiğneyici yüzeyleri anatomik yapıları gereği yiyeceklerin kolayca tutunabildikleri ince yarıklar ve çukurcukları kapsarlar.

Çocuklar da diş fırçalamaya başladıkları dönemde arka dişleri düzenli olarak kolayca fırçalayamadıkları için çürük genellikle önce arka dişlerden başlar.

Bu dişleri çürüğe karşı korumak için diş üzerinden madde kaldırmadan çocukların her yaşta çok kolay kabullenebildikleri bir yöntem olan fissür örtücüler uygulanır.

Bu maddeler şeffaf ya da opak beyaz mine renginde olabilmektedir, estetik olarak hiçbir sakınca teşkil etmez. Sıkı bir şekilde yapışarak dişler üzerinde 10-15 yıl kalabilen fissür örtücüler bu uzun dönemde dişleri çürükten koruyabilmektedir. Ağrısız bir işlem olduğu için anestezi yapılmadan uygulanır.

Fluorid jeli, arka dişlerin düz yüzeyleri ve tüm ön dişlerin minesini çürüğe karşı güçlendirmek için yapılan bir uygulamadır.

Fluor jelleri hazır preparatlar halinde bulunur ve özel kaşıklar içerisine yerleştirilerek ağza uygulanır.

3 hafta ara ile yılda 3 kez uygulayarak diş minelerinin çürüğe karşı güçlendirilmesi sağlanır.

Bu şekilde uygulandığında etkisi 1 yıl boyunca korunmaktadır.

Gerek fissür örtücüler, gerekse fluor jeli uygulamaları ideal olarak dişler sürer sürmez yapılmalıdır.

Başka bir deyişle, dişler sürdükten sonraki ilk yıl içerisinde çürüksüz dişlere uygulanması en etkili sonuçları vermektedir.

Çocuklarda fluorlu diş macunlarının kullanılmasına yaklaşık 4 yaşından sonra başlanmalıdır. Çünkü çocuklarda yutma refleksi ancak 4 yaşından sonra doğru bir şekilde kullanılmaktadır

Bu yaşa kadar fluorlu diş macunu kullanılması durumunda macun içerisinden yutulan fluorid miktarı sürekli dişlerin minelerinde kalıcı lekelenmelere sebep olabilmektedir. Bu gelişimsel bozukluklara fluorozis denir. Bu nedenle bu yaşa kadar olan çocukların dişlerini su ile ya da fluor içermeyen bir macun ile fırçalamaları tavsiye edilmektedir.

Süt dişlerine anestezi yapmak alttaki dişi zedeler mi ya da süt dişlerinin tedavisi alttaki dişlere zarar verir mi gibi düşünceler son derece yanlıştır.

Süt dişinin tedavisi için yapılacak anestezi belirli anatomik bölgelere uygulandığından hiçbir zararı bulunmamaktadır.

Çürüklü süt dişleri hem çocuğun kendisi için, hem de alttaki sürekli dişlerin gelişimi bakımından son derece zararlıdır.

Çürüklü süt dişlerinin köklerinde bir süre sonra enfeksiyon gelişir.

Bu enfeksiyon altta gelişmekte olan dişlerin minelerinde kalıcı gelişimsel lekelenmelere sebep olabilir.

Ayrıca, çürüklü süt dişleri ciddi birer enfeksiyon kaynağıdır ve hayati organlara kadar uzanan enfeksiyonlara kaynak teşkil edebilir.

Örneğin, kalp, böbrekler, eklemler bu enfeksiyonlardan kolayca etkilenen organlardır.

O nedenle süt dişleri nasıl olsa bir süre sonra düşecek diye kesinlikle ihmal edilmemeli, mutlaka tedavi edilmelidir.  

Tedavi edilemeyecek derecede çürümüş olan süt dişleri çekilerek ağızdan uzaklaştırılmalıdır.

Ağızdan uzaklaştırılan süt dişlerinin yerine bir süre sonra kalıcı bir diş geleceği için o boşluğun kapanmaması gereklidir.

Bu amaçla çekilen süt dişlerinin boşluklarına yer tutucu adı verilen apareylerin uygulanması gerekir.

Aksi takdirde çekilen süt dişinin boşluğuna boşluğun sağı ve solundaki dişler kayarak yerleşirler ve kalıcı dişin süreceği yeri kapatmış olurlar.

Daha sonraki yıllarda diş dizisini düzeltmek için hem çok uzun hem de maliyeti yüksek tedaviler gerekebilir. Oysa, küçük bir yer tutucu apareyinin uygulama süresi ve maliyeti diğerlerinin yanında çok daha önemsiz kalır.

Çocukların tamamen dişsiz doğması çok sık rastlanan bir olay değildir; bazı ciddi sendromlara bağlı olarak ağız-diş sisteminin bir bulgusu gibi ortaya çıkabilir.

Bu gibi durumlarda çocuğun çiğnemesi, beslenmesi ve konuşabilmesi için dişlere ihtiyacı olacağı için çene gelişimi de takip edilerek çocuklara protez uygulanır.


Endodonti

Dişin iç kısmında, diş dokularının beslenmesinde ve korunmasında önemli olan sinirler (pulpa dokusu) vardır. Pulpa dişin kuron kısmından başlayıp kök ucuna kadar ilerler. İşte bu dokulardan kaynaklanan hastalıkların tedavisiyle ilgilenen bilim dalı, “edodonti”dir.

Yakın geçmişimize kadar iltihaplanan dişin, vücudun diğer bölgelerine giderek zarar vereceğine inanılırdı ve bu nedenle de dişlerin çekilmesi öngörülürdü. Tedavi yöntemlerinin temelinde çok büyük değişiklikler olmamasına rağmen; görüntüleme (röntgen) cihazlarındaki hızlı ilerleme, kanal içinde kullanılan aletlerin hızla ilerleyen teknolojiyle beraber daha da gelişmesi; bu dişlerin tedavi edilebilmesine olanak tanımıştır.

Dişlerde bulunan tedavi edilmemiş derin dentin çürükleri ve dişlere gelen şiddetli darbeler nedeniyle dişin pulpa dokusu iltihaplanabilir. Bu iltihaplanma sonrasında dişte kendiliğinden başlayan çok şiddetli ağrılar olabildiği gibi, bu etkenler nedeniyle pulpa dokusu canlılığını da yitirebilir. Her iki durumda da dişin tedavi edilmesi gerekmektedir. Bu tür durumlarda “kanal tedavisi” uygulanır. Bu tedavinin amacı, iltihaplanan pulpa dokusunun uzaklaştırılmasından sonra, orada kalan boşluğun (pulpa boşluğu), doku dostu maddelerle doldurulmasıdır. “Kanal tedavisi” lokal anestezi altında yapılan ve başarı yüzdesi yüzde 90’ların üstünde bulunan bir tedavi yöntemidir. Tedavi edilen dişler, üst dolguları da yapıldıktan sonra ağızda uzun yıllar fonksiyon görebilirler.

Tedavi sırasında belirli aşamalarda radyografi alınarak, dişin kök ucuna kadar ulaşabildiğinden emin olunur ve kök kanalı, kök ucuna kadar doldurularak tedavi tamamlanır.

Dişte renk değişikliği, soğuk veya sıcağa karşı aşırı derecede duyarlılık, kendiliğinden özellikle gece başlayan ağrı ve yüzde apse nedeniyle oluşan şişlik, pulpa dokusunda bir problem olduğunu gösteren klinik belirtilerdir.

Travma veya kanal tedavisinin bir sonucu olarak dişler kahverengi, pembe veya gri renk alabilirler.

Renk bozukluğunun nedeni travma ise dişe önce kanal tedavisi yapılır; daha sonra beyazlatma işlemi uygulanır. Renk değişikliği kanal tedavisinden sonra ortaya çıkmışsa diş, röntgen çekilerek incelenir. Eğer kanal tedavisinde sorun yoksa beyazlatma yapılır, aksi takdirde önce kanal tedavisi yenilenir ve daha sonra beyazlatma yapılır.

Kanal tedavisi lokal anestezi altında yapılan ağrısız bir tedavidir. Bu nedenle tedavi sırasında herhangi bir ağrı duyulmaz; ancak bazı durumlarda tedavi sonrası “akut alevlenme” adı verilen bir tablo ortaya çıkar. Bu tablonun oluşma sıklığı yok denecek kadar azdır. Buna rağmen hastaya tedavi öncesinde böyle bir durumun oluşabileceği bilgisi verilir. Tedavi tamamlandıktan sonra anestezinin etkisi geçtiğinde çok hafif bir ağrı hissedilir. Ancak bu da çok kısa sürede yol olacaktır. Gerekirse ağrı dindirici ilaçlar kullanılabilir. Ayrıca dişin üzerine çiğneme yapıldığında hafif ağrı duyulabilir. Bu durum da kısa süre içinde kaybolacaktır.

Tedavi tamamlandıktan sonra dişin üst dolgusu tamamlanana kadar, o dişin üzerinde çiğneme yapılmamasına önemle dikkat edilmelidir. Dolgu tamamlandıktan sonra bu diş de ağızdaki diğer dişler gibi çiğneme işlemine katılacaktır. Diş hekiminiz bu süre zarfında dişinizin kırılmaması için çiğneyici yüzden ???ölleme yaparak dişe aşırı yük gelmesini önleyebilir. Bu dişler çoğunlukla ağızdaki diğer dişler kadar uzun süre sağlıklı bir şekilde fonksiyon görebilmektedir.

Kanal tedavisi sonrası dişe gelebilecek yeni bir darbe, üst dolgusunun kırılması veya derin bir kırık ya da çatlak oluşması sonrası dişte yeniden enfeksiyon gelişebilir. Bu durumda eğer tedavi yenilenebilecekse, diş hekimi tarafından kanal tedavisi tekrarlanarak diş daha uzun süre ağızda tutulmaya çalışılır.

Pulpa dokusunda oluşan iltihap nedeniyle çok şiddetli ağrılar veya kök ucunda lezyonlar gelişebilir ve bu durum dişlerin kaybedilmesine neden olabilir. Kanal tedavisi bu dişlerin ağızda tutularak, uzun yıllar ağızda çiğneme ve estetik bakımdan fonksiyon görmesini sağlar. Tedavi olarak kolay uygulanabilmesi ve hastaya çok büyük rahatsızlıklar vermeden gerçekleştirilebilmesi nedeniyle çoğunlukla tercih edilen bir yöntemdir.

Tedavi edilmeyen dişin kaybı sonrasında ihtiyaç duyulabilecek köprü veya implant tedavisine göre, çok daha ekonomik bir tedavi yöntemi olması büyük bir avantajdır. Bu nedenle tedavi şansı denenmeden bir dişin çekiminin düşünülmesi çok büyük bir hata olacaktır.

Kanal tedavisi ülkemizde ve dünyada bütün diş hekimleri tarafından uygulanabilen bir tedavidir. Bu konuda “Lisansüstü Eğitim” yapmış kişilere “endodontist” denir. Serbest diş hekimleri endodontistlerle işbirliği içinde çalışırlar ve gerekli gördüklerinde yardım isteyerek hastalarını en iyi şekilde tedavi görmelerini sağlarlar.


Periodontoloji

Diş eti hastalıkları, basit bir dişeti iltihabından (gingivitis) çene kemiklerinin eridiği, dişlerin sallanarak kaybedildiği şiddetli enfeksiyonlara (periodontisis) kadar geniş bir alanı kapsar. Hastalıklarla birlikte diş etleri şişer, kızarır, kanar, çekilir, diş boyları uzar, ağız kokusu meydana gelir, dişler yer değiştirir, araları açılır ve sonunda dişler kaybedilir. Diş eti hastalığının en önemli belirtilerinden biri olan ve hasta tarafından kolaylıkla fark edilebilen diş eti kanaması, diş fırçalarken, sert gıdalar yerken, kimi zaman da kendiliğinden meydana gelir.

Mikrobiyal dental plak, diş ile aynı renkte olduğu için gözle tespit edilmesi oldukça güçtür. Plağın yapısı yumuşaktır, diş fırçası ve diş ipi kullanımıyla diş yüzeyinden kolayca uzaklaşabilir. Bu plan temizlenmezse birkaç gün içerisinde kireçleşip sertleşir ve “diş taşı” oluşur. Diş taşının pürüzlü yapısı, plağın daha hızlı ve fazla birikmesine neden olur. Böylece iltihap daha çabuk ilerler.

Bu hastalıklar genellikle kronik seyreden hastalıklardır. Hastalık var olmasına rağmen bir süre hiç fark edilmeyebilir. Diş etleri kanıyorsa ve büyümüşse, diş taşları varsa, kimi zaman diş etleri çekilmiş ve dişler uzamışsa, bazı dişler yer değiştirmiş ve araları açılmışsa, diğer dişler sallanıyorsa, ağızda kötü bir tat ve koku varsa mutlaka bir diş eti hastalıkları uzmanına gidilmelidir.

Bilindiği gibi en önemli etken mikrobiyal dental plaktır; ancak sistemik, çevresel ve kalıtsal bazı faktörler de hastalığın gelişimi için risk faktörüdür.

Periodontal hastalıklar, kalp ve akciğer hastalıkları, diyabet ve erken doğum/düşük doğum ağırlığı gelişiminde önemli bir risk faktörüdür.

Kalp hastalıkları ve periodontal hastalıkların gelişim mekanizmaları benzer olup her iki hastalık da ileri yaşlarda, erkeklerde, sosyo-kültürel düzeyi düşük, sigara içen yüksek tansiyonu olan, stresli bireylerde daha sık ortaya çıkmaktadır. Yapılan çalışmalarda oral enfeksiyona sahip kişilerde, enfeksiyonun görülmediği bireylere kıyasla yüzde 25 daha fazla kalp krizine rastlandığı belirtilmiştir. Periodontal hastalığa neden olan mikroorganizmalar ve salgıladıkları zararlı maddeler diyabette önemli rol oynarlar. Kontrol altında olmayan diyabet hastalarında aynı ağız hijyen seviyesine sahip kontrollü diyabet hastalarına göre daha fazla periodontal hastalık geliştiği bilimsel çalışmalarla saptanmıştır. Periodontal tedaviyle kan şekerinin, yani diyabetin kontrolü de kolaylaşır.

Periodontal hastalıkta etkili olan mikroorganizmaların solunması veya bu mikroorganizmaların solunum yollarında toplanması, akciğer hastalıklarının gelişmesine yol açar. Periodontal hastalıkta etkili olan mikroorganizmalar ve salgıladıkları zararlı maddeler, fetüs-plasenta ünitesi için bir tehdit oluşturur. Annenin yaşının küçük olması (18 yaş altı), ilaç, alkol ve sigara kullanımı, stres, genetik, genitoüriner sistem enfeksiyonları ve periodontal hastalık, erken doğum/düşük doğum ağırlığı gelişimindeki risk faktörleridir.

Çeşitli sistemik hastalıkların tedavisi amacıyla kullanılan ilaçlar, diş etlerinde büyümeyle sonuçlanabilir.

Bu ilaçlar epilepsi tedavisinde kullanılan antikolvulsan phenytoin, organ-doku nakli sonrasında kullanılan immunosupresif Cyclosporin A ve kalp hastalıkları ile hipertansiyon tedavisinde kullanılan kalsiyum kanal blokerlerinde Nifedipine, Diltizem ve Verapamildir ilaç kullanımına bağlı gelişen diş eti büyümeleri özellikle ön bölgelerde ve restorasyonların çevresinde daha sık görülür. Phenytoin ve kalsiyum kanal blokerleri sıkı kıvamlı, soluk pembe renkli ve kanamayan diş eti büyümelerine neden olur. Cyclosporin A’ya bağlı diş eti büyümelerinin yüzeyi pürtüklüdür ve kanamaya eğimlidir.

Sigaranın periodontal hastalıklardaki kemik kaybının artışında bir risk faktörü olduğu ve periodontal tedavilere karşı doku cevabını azalttığı bilinmektedir. Günde 10 adetten fazla sigara içen hastalarda, diş eti hastalıkları tedavisinin başarı oranının düştüğü bildirilmiştir. Bu durum, sigaranın damarlanma üzerindeki etkisine, savunma hücrelerinin fonksiyonunu bozmasına, kollagen sentezini etkilemesine ve iltihabi cevabı değiştirmesine bağlanmaktadır.

Periodontal operasyonlar, sadece diş etlerini veya dişleri çevreleyen tüm dokuları ilgilendirebilir. Hastalık sadece diş etlerini ilgilendiriyorsa, büyümüş diş etleri kesilerek ağız ortamından uzaklaştırılır, derin dokulara ilerlediğinde ve kemik erimesi oluştuğunda ise farklı bir operasyon uygulanır. Diş eti kaldırılır, iltihaplı dokular temizlenir, kemik düzeltilir veya yeni kemik oluşturmak üzere çeşitli biyomateryaller uygulanır. Daha sonra diş eti kemiği örtecek şekilde yerleştirilip dikilir ve doku iyileşmeye bırakılır. Bir ya da iki haftadan sonra dikişler alınır. Operasyondan sonra üç-altı ay aralarla kontroller gereklidir. Yapılan tedaviyle iltihabın ortadan kalkması, hastalığın ilerlemesinin durması, hastanın kendi kendine etkin temizlik yapacağı bir ağız ortamının oluşması, biyomateryal kullanımında ise hastalık sonucu yıkıma uğrayan dokuların yeniden yapılanması sağlanır. Tüm bunların sonucunda kişiler doğal dişlerini ağızlarında uzun yıllar fonksiyon görecek şekilde tutarlar.

Tedavi sonrasında dişler temiz, diş eti açık pembe renkli, sert kıvamlı ve kanamasızdır. Eğer hastalığa bağlı çok ileri kemik yıkımı oluşmuş ise operasyon sonrasında dişlerin boyları uzayabilir. Ancak dişleri destekleyen dokular sağlıklıdır. Bugün elimizdeki teknik imkanlar periodontal problemlerin hemen hepsini çözebilecek düzeydedir. Ancak diş çevresinde kalan kemik miktarı tedavi seviyesindeyse, diş çekimi de tedavi planına dahil edilir.

Periodontal cerrahinin başarısı pek çok faktöre bağlıdır. Periodontal cerrahinin başarısını azaltan, hastaya ait bazı sebepler vardır. Bunlara örnek olarak; diyabet, aşırı alkol tüketimi, sigara, bazı ruhsal bozukluklar, kan hastalıkları bağışıklık sistemi bozuklukları, kortizon kullanımı ve radyasyon tedavisi verilebilir. Her hastada diş etinin ve kemiğin iyileşme kapasitesi farklıdır. Ayrıca operasyon sonrası yara bölgesine uygulanacak özenli ve titiz bakım, diş fırçalama ve arayüz temizliği tedavinin başarısı için kritik öneme sahiptir.

Hastalığın şiddet derecesine göre üç hasta ile altı ay arasında değişebilir. Tedaviden sonra düzenli olarak 3-6 ay arayla hekim tarafından kontrollerin yapılması gerekir.


Protetik Diş Tedavisi

Diş gıcırdatması ve sıkması halk arasında çok sıklıkla görülmesine rağmen kişiler tarafından çoğu zaman farkına varılmayan oldukça sinsi diyebileceğimiz problemlerden biridir.

Diş gıcırdatmaları dişler üzerinde olumsuz sonuçlar verdiği gibi, bazı durumlarda çene eklemi problemlerinin ve diş eti hastalıklarının ortaya çıkmasına da neden olabilmektedir.

Diş sıkma ve gıcırdatmalarının tamamen önlenmesi mümkün olamadığından alışkanlığın kontrol edilebilmesi bir ölçüde aşağıdaki egzersizlerle sağlanabilir.

Yatağa girdikten sonra sırtüstü yatar durumdayken alt ve üst dişlerinizi yavaş yavaş sıkmaya başlayın.

Dişlerinizi sıkma durumunda 10 saniye tutarken dikkatinizi yüzünüzdeki kasların kasılmasına odaklayın.

Dişlerinizin birbiriyle temasını aniden kesin ve yüz kaslarınızın istirahat haline geçtiğini algılayın. Bu odaklanmayı, kaslarınızın istirahat haline gelme esnasındaki duygunuzu kaybedinceye kadar sürdürün.

Bu egzersizi her gece yattıktan sonra 10 kez tekrar edin.

Ağız-yüz ağrıları meydana getiren hastalıkları kapsamına alır. Genel olarak bu hastalıklar iki ana grup altında toplanır. KASSAL TME (sadece kaslardan menşeini alan ağrılar) ve SADECE ÇENE EKLEMİNDEN MENŞEİNİ ALAN TME.

Kulağın ön bölgesinde çene eklemi, yüz ve boyun kaslarında, şakaklarda olan ağrılar olarak belirlenebilir. Ağrılar aniden veya yavaş yavaş oluşabilir. Zamanla çok şiddetli olabilecek ağrılar nevraljik ağrılar gibi olabilmektedir. Ağrı, belirtilerin dışında çene ekleminden gelen değişik sesler, çene kitlenmesi, alt çenenin tek tarafa doğru kayarak açılması ve çiğneme fonksiyonunda meydana gelen zorluklar da sıklıkla görülür.

Kaslarla ilgili ağrılar ve diğer rahatsızlıklar genellikle çenenin fazla çalışmasından doğan yorgunluktan dolayı olup, baş-boyun bölgelerinde ağrılara neden olabilmekte ve baş ağrısı şekline dönüşebilmektedir.

Çene eklemiyle ilgili ağrılar genellikle çene eklemi içindeki sert ve yumuşak dokuların değişikliğinden kaynaklanır. Çene ekleminin kapsülünde veya içini kaplayan dokunun irritasyonundan diskin eklem yuvasının içinde yer değiştirmesinden ve çene eklemi sert dokusunun (kemiğin) dejenerasyonundan ileri gelmektedir.

  • Baş ağrısı
  • Kulak ağrısı

  • Çene eklemi ağrısı

  • Boyun ağrısı

  • Çene eklemi sesleri

  • Kısıtlı ağız açıklığı

  • Alt çene deviasyonu

Yapılan araştırmalar sonucunda, toplumun yüzde 60’ında yukarıdaki belirtilerden birinin görüldüğü saptanmıştır.

TME rahatsızlıklarının nedenleri tek bir faktöre bağlı olmaması hastalık tanımının kritikliğini artırmaktadır. Çene eklemi içinde sistemik hastalıklara bağlı olarak görülebilecek rahatsızlıklarının dışında, aniden meydana gelen veya devamlı olan minimum travmalar da çene eklemi rahatsızlığının nedeni olmaktadır. Diş gıcırdatma ve sıkma, strese bağlı veya bağımsız baş-boyun kaslarının spazmı, nörolojik ve bazı sistematik rahatsızlıklar baş-boyun bölgesindeki ağrıların nedenleri olabilmektedir.

Travma: çene ekleminin herhangi bir nedenle direkt olarak travmaya maruz kalması (baş-boyun bölgesine gelen ani bir vuruş, çenenin normal limitinden çok açılmış olması, çenenin altından gelen şiddetli bir güç vb.) rahatsızlığın başlamasının en belirgin nedenidir. Uzun süren ve ağzın çok açılmasını gerektiren diş tedavileri sonucu, genel anestezi verilirken çenenin aşırı derecede açılması çene ekleminde travmalara neden olabilir.

Normal olmayan alışkanlıklar: diş sıkma veya gıcırdatma, dudak ısırma, tırnak yeme, sakız çiğneme ve vücudun çeşitli kısımlarının anormal duruşları TME rahatsızlığını direkt olarak meydana getirmese de ortaya çıkmasında büyük rol oynar.

Alt ve üst dişlerin birbiriyle ilgisi (Oklüzyon): Her ne kadar oklüzyonun TME rahatsızlığını meydana getiren ana faktör olmadığı ileri sürülmekteyse de klinik çalışmalarda, TME rahatsızlıkları ile çeneler arasındaki ilişkinin önemli olduğu kanıtı kuvvetlidir.

TME rahatsızlıklarının klinik muayenesi yaklaşık olarak 30 dakika sürmektedir. Çene eklemi rahatsızlığı olan hastalardan tıbbi ve ağız hastalıklarıyla ilgili geçmiş hikayeleri alındıktan sonra ağız içi, çene eklemi ve baş-boyun baslarını içeren ayrıntılı bir muayeneden geçirilerek teşhise varılmaya çalışılır. Ağız açıklığı ve alt çenenin ön, sağ sol hareketleri ölçülüp çene eklemi sesleri dinlendikten sonra çene içi veya kas hastalıklarından hangisi olduğu detaylı bir klinik muayeneden sonra tanımlanmaya çalışılır. Gerekli görülürse ayırıcı tanı için MRI veya diğer görüntülemeler öngörülebilir. Hastada, sistemik bir rahatsızlık olasılığında mütehassıs doktorlarla konsültasyon yapılır.

Genellikle çene içi hastalıkları, kas hastalıklarıyla beraber görülmektedir.

TME rahatsızlıklarının tedavisi diğer ortopedik ve romatizmal hastalıklarda olduğu gibidir. Tedavisindeki esas amaç çene eklemi iç basıncının düzenlenmesi ve kas fonksiyonlarının düzenlenerek çiğneme sisteminin normal günlük fonksiyonlarını yapabilmesini sağlamaktadır. Bu sonuca varılması için çiğneme sisteminde meydana gelmiş bozuklukları artırabilecek veya tetikleyecek nedenlere dikkat etmek ve bunları değerlendirmek gerekir. Sistem üzerinde ters yönden etki edecek tıbbi veya fonksiyonel bozukluklar bulunduğunda gerekli konsültasyonlar yapılır. Ağız içi dokularındaki değişikliklere bakılarak hastalarda alt-üst çene ilişkilerinde bir fonksiyon olup olmadığı belirlenmeye çalışılır.

Hastalardan alınan bilgiler ve muayene sırasındaki gözlemlerde hastaların kötü alışkanlıkları olup olmadığı belirlenmeye çalışılır (diş gıcırdatması gibi).

TME rahatsızlıklarının tedavisinde konservatif tedavi olarak vasıflandırılan ortopedik apareylerin (splint), fizik tedavi metotlarının kullanılmasının ve alışkanlıkların belirlenmesinden sonra onların nasıl kontrol edilmesi gerektiğinin hastalara öğretilmesinin, TME hastalıklarının büyük bir kısmının kontrolünde yeterli olduğu yapılan araştırmalarla saptanmıştır. Bilimsel araştırmalar TME rahatsızlıklarının yüzde 85’inden fazlasının konservatif tedaviyle kontrol altına alındığını göstermektedir.

  • Ağzınızı iki parmağın gireceği mesafeden fazla açmayın.
  • Çenenizin fonksiyonlarını mümkün olduğunca azaltın.

  • Sert ve lifli gıdaları çiğnemekten kaçının (Elma kabuğu, biftek gibi).

  • Çok ince ve çiğnemesi uzun sürecek gıdaları çiğnemekten kaçının.

  • Çenenize darbe getirecek sportif aktivitelerden uzak durun.

  • Esneme ve hapşırma gibi çene eklemini hızla oynatan hareketlerden kaçının (Bu refleksler oluştuğunda mutlaka çenenizin altını elinizle destekleyin).

  • Verilmiş olan apareyi ve dişlerinizi mutlaka temiz tutun.

  • Doktorunuzun önerilerini ve size vereceği egzersizleri anlatıldığı şekilde ve sürede uygulayın.

Kullandığınız aparey, takım dişlerde kullanılan materyalden yapılmıştır. Apareyinizi fırça ve diş macunuyla her gün iyice temizlemeniz gerekir. İlave olarak takım diş temizlenmesi için kullanılan effervesant (köpüren) temizlik tabletleri kullanılmasında herhangi bir sakınca yoktur.

Apareyinizi çıkarttığınız zaman mutlaka size verilmiş olan kutuda tutun. Şikayetleriniz artacak olursa, lütfen telefon ederek randevunuzu erkene alın.

Not: Yapılan Splintin her kontrolde getirilmesi gerekmektedir.

  • Başparmağınızı ön-üst dişlerin kesici kenarına, işaret parmağınızı alt-üst dişlerin kesici yüzeyine değdirin.
  • Parmaklarınızla dişlerinize bastırarak ağzınızı açmaya çalışın (çenenizi parmağınızla itmenizin nedeni, ağzınızın açılma işlemini pasif olarak gerçekleştirmek amacıyladır).

  • Ağzınızı açarken parmak basıncı uygulanmadığında şikayetiniz artabilir.

  • Bu pozisyonu yaklaşık 10 saniye sürdürün. Egzersizi günde dört kez yapın ve her seferinde beş kez tekrarlayın.

(Çene kaslarınızda kasılmalar başladığında bu egzersizleri tekrarlayabilirsiniz.)


Restoratif Diş Tedavisi

Diş çürüğü, çürük yapıcı besinlerin (şeker ve karbonhidratlar) alınmasından sonra diş yüzeylerinin yeterince temizlenemediği durumlarda gelişen diş sert doku kaybıdır. Diş çürüğü, hastanın diş yapısının çürüğe karşı direncine göre, farklı sürede meydana gelebilir. Bu süre içinde bakteriler şekerleri parçalayarak asit oluştururlar ve diş sert dokularına zarar verirler.

Dişlerde, soğuk ve şekerli besinlere duyarlılığın olması diş çürüğüne işaret eder. Dişlerde gri-kahverengimsi lekelerin görülmesi de dişin çürüdüğünü gösterebilir. Diş çürüklerinin tespiti için hastalar her sene rutin diş hekimi muayenesi yaptırmalıdır.

  • Dişlerin etkin olarak günde iki defa fırçalanması (şekerli ve dişe yapışan gıdaların yenmesinden sonra dişlerin fırçalanması gerekir).

  • Diş hekimi tarafından önerilen doğru diş macunu ve fırçanın kullanılması

  • Diş ipinin kullanılması

  • Düzenli olarak altı ayda bir diş hekimi kontrolüne gidilmesi önerilir.

Amalgam restorasyonların altında veya kenarında yeni bir diş çürüğü gözlenirse diş dokusu kaybının tipine göre kompozit (beyaz restorasyon) restorasyon yapılabilir.

Kompozit restorasyonlar; son yıllarda hem ön hem arka grup dişlerde sıklıkla kullanılan diş renginde polimer yapılı estetik dolgu materyalleridir.

Ev tipi beyazlatma

Diş hekimi tarafından hastaya özel bir beyazlatma plağı hazırlanır. Beyazlatıcı ilaçların belirli bir süre (8-16 gün) kullanılmasıyla dişler iki-üç ton beyazlamaktadır.

Ofis tipi beyazlatma

Hasta koltuğunda yarım saat içinde kuvvetli ışık kaynaklarıyla diş beyazlatma yapılabilir (iki-üç seans). Hastanın diş rengine bağlı olarak farklı yöntemler ile diş beyazlatması yapılabilir.

Diş rengine bağlı olarak hastaların ev ve ofis tipinin beraber yapıldığı kombine beyazlatma yöntemleri son yıllarda daha çok tercih edilmektedir.

Kanal tedavisi görmüş (koyulaşmış) dişin özel beyazlatıcılarla beyazlatılması mümkündür. Diş hekimi iki-üç seansta uygulayacağı ilaçlarla koyulaşan dişleri beyazlatabilir.

İnley-onley restorasyonlar, çok fazla madde kaybı olan dişlerde, diş renginde (kompozit-seramik) hazırlanan estetik restorasyonlardır. Ağız dışında hazırlanan bu tip restorasyonlar, ölçü alınmasının ardından laboratuvar şartlarında bitirilen dolgulardır. Bu yapılar ikinci seansta dişlere yapıştırılırlar.

Ayrıca fakültemizde CAD-CAM teknolojisi ile estetik restorasyonlar tek seansta uygulanabilmektedir.

CAD-CAM teknolojisinde dişlerin ölçüleri bilgisayara bağlı bir kamera ile dijital olarak alınmakta ve bilgisayarda restorasyonlar hazırlanarak aynı seans simanle edilmektedir.

Kompozit vener

Kompozit venerler kırık ve şekil değişikliği gerektiren dişlerde tercih edilebilir. Günümüzde ön diş kompositleri ile doğal diş renginde restorasyonlar yapılabilmektedir.

Porselen vener restorasyonlar (Lamina)

Lamina restorasyonlar; ön grup dişlerde estetik amaçla yapılan tedavi yöntemidir. Dişlerin sadece ön yüzeyleri aşındırılarak hazırlanan dişlerden ölçü alınır, daha sonra laboratuvar şartlarında hazırlanan laminalar ikinci seansta hasta dişlerine yapıştırılır.

Sebepleri

  • Dişlerin çok sert fırçalanması

  • Asitli gıda ve içeceklerin (gazoz) aşırı tüketilmesi

  • Diş fırçalarının sert olması

  • Yanlış diş macunu kullanımı (aşındırıcı özelliği fazla olan ürünlerin kullanımı)

  • Günder iki-üç seferden daha fazla ve yanlış olarak dişlerin fırçalanması

  • Dişlerin çok uzun süreyle fırçalanması

  • Tek bir bölgede ileri-geri (yatay) veya yukarı-aşağı (dikey) fırçalamadan kaçınılmalıdır. Dişler bu bölgede yedi-sekiz dairesel hareketle fırçalanıp, bir fırça boyu öne kaydırılarak tüm diş yüzeyleri (yanak, dil-damak ve çiğneyici yüzeyleri) temizlenir.
  • Genel olarak orta sertlikteki bir fırça kullanılmalıdır.

  • Diş aşınmasını önlemek amacıyla florür içeren jel türündeki (aşındırıcısı azaltılmış) diş macunu kullanılmalıdır.

  • Florürlü gargaralar kullanılabilir.

  • Asitli gıda ve içeceklerden hemen sonra dişler fırçalanmamalı, iki-üç saat sonra fırçalama yapılmalıdır.

  • Asitli içecekler pipetle içilmelidir.

  • Madde kaybı çok fazla olan dişlerde, duyarlılık ve mine dokusunun kaybıyla bir alttaki sarı doku (dentin) ortaya çıktıysa ışıklı kompozitler (beyaz dolgu) yapılmalıdır.

  • Dişler arka yüzeyinden başlanarak fırçalanmalıdır.

LAZER ile, diş çürüklerinin ağrısız temizlenmesi mümkündür.

LAZER ile, dolgu yapmadan önce dişe şekil verilebilir.

LAZER ile, esmer dişeti lekelenmeleri giderilebilir.

LAZER ile, dişeti şekillendirmeleri yapılabilir.


Ortodonti

Çocuğunuzun ilk ortodontik kontrolü yedi yaşından geç olmamalıdır. Bu yaşta dişler düzgün sıralanmış görünse de gizli bir kapanış problemi söz konusu olabilir. Bu problemlere işaret eden bazı ipuçları bulunmaktadır:

  • Dengeli olmayan yüz ve çene yapısı

  • Ağızdan solunum

  • Fonksiyonda (çiğneme, konuşma gibi) ve kapanışta zorlanma

  • Parmak emme, tırnak yeme, yanak ve dudak ısırma gibi kötü alışkanlıkların bulunması

  • Aşırı ileride veya geride konumlanmış çene yapıları

  • Önden konumlanmış dişler

  • Alt ve üst çenedeki dişlerin temas etmemesi veya normal olmayan bir şekilde kapanması

  • Süt dişlerinin erken ya da geç kayıpları

  • Çapraşık, yanlış yerde konumlanmış veya sürmemiş dişlerin varlığı

Dişlerin arka tarafına yerleştirilen ????ler ve teller sayesinde, fark edilmeden dişlerinizdeki çapraşıklık giderilebilmektedir. Yetişkinlere uygulanabildiği gibi estetik kaygı taşıyan okul çağındaki gençlere de tavsiye edilmektedir.

Diş teli kullanmak istemeyen hastalar ise kişiye özel üretilen şeffaf plaklarla ortodontik tedavi görebilirler. Bu şeffaf plakları yemekler haricinde düzenli olarak kullanmaları yeterlidir.

Eğer bu yaşta bir problem saptanırsa, ortodontistiniz tedaviye başlamak için en uygun zaman konusunda sizi yönlendirecektir.

Bu dönemde teşhis edilen problemlerin erken tedavisi sonucu, mevcut anormali ya tamamen ortadan kaldırılabilir ya da ileri yaşlarda yapılacak ikinci faz ortodontik tedavinin, daha kolay ve kısa sürede tamamlanmasına yardımcı olunur.

  • Çene büyümesine ve çene yapılarının üzerlerinde yer alan daimi dişlerin daha düzgün konumlanmalarına rehberlik edilir.
  • Dişlere ve çevre dokulara zarar verebilecek kötü alışkanlıkların önüne geçilir.

  • Üst solunum yollarına ait yapı ve fonksiyon bozukluklarının, ilgili tıp dallarıyla koordinasyon içinde çalışarak tedavisi yapılır.

  • Özellikle üst ön dişlerin ileride konumlanmasından dolayı meydana gelebilecek kırılma olasılıklarının önüne geçilir.

  • Hastanın fiziksel görünümünü iyileştirerek, sosyal yönden özgüveninin artırılması sağlanır.

Çocuğunuz yedi yaşını geçmiş olsa bile, ortodontik muayenesinin yapılması çok önemlidir. Çoğu aktif ortodontik tedavi 9-14 yaşları arasında başlamaktadır. Bununla birlikte yetişkinlerin de ortodontik tedaviden faydalanabileceği unutulmamalıdır. Her ne kadar braketler ve teller düşünüldüğünde ilk akla gelen çocuklar olsa da, bugün çok sayıda yetişkin hem estetik hem de fonksiyonel problemlerine çözüm bulabilmek için ortodontik tedaviye başvurmaktadır. Günümüz teknolojisi sayesinde daha az görünen ve daha rahat kullanılabilen braketler tedaviyi eskiye oranla daha çekici yapmaktadır. Sağlıklı dişler, kemik ve diş etleri hemen her yaşta tedaviye olumlu cevap vermektedir.

Aşağıda sıralanan önlemler tedavi sırasında çürük oluşumunu önlemeye yardımcı olup, kullanılan apareylerin zarar görmesine engel olur.

  • Her yemekten sonra dişler ortodontistinizin tarif ettiği şekilde fırçalanmalıdır.

  • Diş araları, ara yüz fırçaları ve diş ipleri kullanılarak günde en az bir defa temizlenmelidir.

  • Çürük ve diş etlerinin kontrolü için düzenli olarak diş hekimine gidilmelidir.

  • Ortodontik tedavi boyunca randevulara aksatılmadan gidilmelidir.

  • Tedavi için gerekli olan apareyler tarif edildiği şekil ve sürede düzenli olarak takılmalıdır.

  • Apareylerin bozulma, kırılma veya çıkmasına sebep olabilecek yapışkan gıdalar (şeker, sakız, karamel gibi) tüketilmemelidir.

  • Sert yiyeceklerden (çerez, havuç, kızarmış ekmek gibi) mümkün olduğunca uzak durulmalı, yiyecekler küçük lokmalar halinde yenmeli ve ön dişlerle ısırma hareketi yapmaktan kaçınılmalıdır. İçinde çekirdeği olan meyveler ise, çekirdekleri çıkartılarak yenmelidir.

  • Apareye alışma süreci yaklaşık 7-10 gündür. Bazen dişlerde ağrı ve hassasiyet olabilirken, ağız dokularında da yaralanmalar görülebilir. Böyle durumlarla karşılaşıldığında, ortodontistinizin verdiği öneriler doğrultusunda hareket etmeli, devamı halinde ise doktorunuzla iletişim kurulmalıdır.

ORTODONTİK TEDAVİNİZİ, KESİNLİKLE BİR ORTODONTİ UZMANINA YAPTIRINIZ.

Dudak ve damak, ana rahminde başlangıçta zaten yarıktır. Altıncı ve onuncu haftalarda bu yarık normal olarak birleşir ve çocuk normal hale gelir. İşte bu birleşme olmayınca dudak ve damak yarıkları oluşur. Bu dönemde rutin gebelik takipleri ve ultrasonla bu deformiteler tanınır. Çoğunlukla kesin sebep bulunamaz; ancak hamilelik sırasında alınan ilaçlar, röntgen ışını, stres, travma veya geçirilen bazı virütik hastalıklar, bazı vitaminlerin eksikliği veya fazlalığı neden olarak sayılabilir. Ayrıca hastalığın kalıtımla da geçme olasılığı vardır. Dudak damak yarıkları 700-1000 doğumda bir görülür.

Plastik cerrah, çocuk doktoru, beslenme uzmanı, ortodontist, kulak burun boğaz uzmanı, çocuk diş hekimi (pedodondist), konuşma terapisti, psikolog ve anestezi uzmanı. Sıraladığımız uzmanlar çocuğunuzu bebeklikten erişkinliğe dek uygun zamanlarda takip edeceklerdir.

Doğumdan hemen sonra plastik cerrahla tanışan bebekler, bebeklik döneminde genelde iki ya da üç ameliyat geçirebilirler. Dudağın tamiri için ilk ameliyat üçüncü ve dördüncü aylardan sonra yapılırken, damak ameliyatı bir yaşını doldurmadan yapılmaktadır.

Dudak damak yarığıyla doğan bir bebek ilk olarak en yakın zamanda plastik cerrahın kontrolüne girmelidir. Plastik cerrahın uygun gördüğü durumlarda beslenme aygıtı veya damak ve burun yapılarını şekillendirmek üzere aygıt yapılması için en kısa sürede (doğumun ardından ilk bir-iki hafta içinde) ortodonti kliniğine gelmelidir. Beslenmesinde problem varsa beslenme uzmanı tarafından görülmelidir. Ayrıca işitmesinin kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Ortodonti kliniğinde bebeklere iki tip aygıt uygulanır:

Beslenme aygıtı

sadece damağında geniş yarık bulunan ve beslenme sorunu yaşayan bebeklerin beslenmesini kolaylaştırmak amacıyla yapılan aygıttır. Bu aygıt sadece beslenme esnasında takılır. Beslenme bitiminde bebeğin ağzından çıkarılıp gerekli bakımı yapıldıktan sonra (bknz. aygıt bakımı: 6. soru) doktorun verdiği saklama kabında saklanır. “Bebek, plaksız beslenemez” ifadesi yanlış bir inanıştır. Özellikle sadece damağında küçük yarık bulunan bebekler, aygıt olmadan da beslenebilirler. Beslenebilen bebeklerde ortodondistin bir müdahalesi gerekmemektedir. Ancak bebekler yıllık kontrollerle ortodontist ve plastik cerrah tarafından izlenir.

Şekillendirme aygıtı

dudak ve damağında yarık bulunan ve damak ile burnun şekillendirilmesi gereken bebeklere uygulanan aygıt.

Şekillendirme aygıtı hangi bebeklere uygulanır?

Plastik cerrahın ve ortodontistin uygun gördüğü ve genel sağlık durumu iyi olan (özellikle nefes almasında ve kalbinde herhangi bir problem olmamalıdır) dudak-damak yarıklı bebeklere uygulanır.

Yeditepe Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı Sekreterliği (0216 363 60 44 – 64 06 veya 64 53) aranarak randevu alınır. Bebekler tedaviye salı günü kabul edilmektedir. Çocuk doktorundan, bebeğin genel sağlığının iyi olduğunu belgeleyen rapor getirilmediğinde, bebeklere herhangi bir işlem yapılamamaktadır. Bebek muayene edilir ve kayıtları alınır. Şekillendirme plağının yapılabilmesi için anestezi uzmanı ve ebeveyn eşliğinden ağız ve burun ölçüsü alınır. Aygıt yapımı için ortalama iki-üç saat gerekmektedir. Bu esnada, hastanemizde beklemeyi tercih eden ailelerin, bebekleri için; biberon, anne sütü, mama, bez gibi bebek için gerekli malzemeleri yanlarında getirmeleri rica edilmektedir. Plak, bebeğin ağzından kontrol edilir, aygıt kullanımı ve beslenme eğitimi verilip bir hafta sonraki kontrol randevusuna çağrılır. Ortodontist aksini söylemedikçe, şekillendirme aygıtı kullanan bebekler ilk ameliyatlarına kadar her hafta kontrole gelmelidirler.

Haftalık kontrollerde de kliniğimizin yoğunluğunu nedeniyle hastalarımızı bekletmemiz gerekebilir. Bu nedenle ailelerin her hafta bebeklerinin ihtiyaçlarını yanlarında getirmeleri rica edilmektedir.

  • Dudak-damak yarıklı hastalarda beslenme çok önemlidir. Çocuk, hem normal gelişimini tamamlamalı hem de ameliyatlara hazırlanmalıdır.
  • Bebekler dik bir konuma getirilerek, özel biberonla beslenmelidir. Bu sayede akciğerlere besin kaçışı da önlenmeye çalışılır.

  • Bu bebekler için özel biberonlar mevcuttur. Bu biberonların ağız kısmı delinerek genişletilmemelidir. Biberonun iç kapağı biberon içinde bırakılmalıdır. İç kapak kontrollü süt akışını sağlar. Emzik başındaki çizgiler ile süt akış hızı ayarlanabilir. Beslenme esnasında aceleci davranılmamalıdır.

  • Anne, sütünü sağıp biberonla verebilir. Mama için gerekli tavsiyeler çocuk doktorundan alınmalıdır. Bu bebeklerin kasları daha zayıf olduğu için beslenme de daha uzun sürmektedir. Bebeğin sık sık ve uzun süre, sabırla beslenmesi gerekmektedir. Dudak-damak yarıklı bebekler beslenme esnasında daha fazla hava yutmaktadırlar. Bu yüzden beslenme sonrası gazları çıkarılmalıdır.

  • Beslenmesinde zorluk çekilen ya da kilo almayan bebeklerin beslenme uzmanına veya çocuk doktoruna başvurmaları gerekmektedir.